Çalınan Ruh Asimilasyon

ASİMİLASYON

Kristof Kolomb'un 1492'deki keşfinden hemen sonra başlayan Amerika yerlilerini sindirme, topraklarına ve doğal kaynaklarına el koyma süreci, 1886'da son Kızılderili direnişçisi Apache Reisi Geronimo'nun teslim olmasıyla tamamlandı. Bütün Amerika kıtasında on milyonlarca yerli, Avrupalılar tarafından ortadan kaldırıldı, yüzlerce ulus, yüzlerce dil, yüzlerce kültür bir daha dönmemecesine yeryüzünden silindi.

El koyma süreci daha geç başlayan ancak 1860-90 yılları arasında büyük bir hızla tamamlanan ABD'de, ülkenin batısında yaşanan olaylar kolayca gerçek boyutundan sıyrılarak efsane katına yükselmişti, Batıya ait hikayeler o derece saptırılarak yaygınlaştırıldı ki, dünyanın çok başka coğrafyalarının çocukları tahtadan tabancalarıyla "melun Kızılderilileri" kovalayarak büyüdü.

Avro-Amerikan kültürünün ulaştığı tüm coğrafyaların ortak düşmanı haline gelen Kızılderililerin bir bölümü bu kanlı süreçten yaralı, bitkin, muhtaç her şeye rağmen canlı çıkmayı başardılar. Fobinin ortadan kalkması ile başlayan kısmen kültürel, kısmen turistik, kısmen bilimsel ilgi yardımı ile "asmayalım da besleyelim mi" yaklaşımı yerini "asmayalım ama asimile edelim" görüşüne bıraktı.

19. yüzyıl sonunda ve 20. yüzyılın önemli bir bölümünde ABD ve Kanada hükümetlerinin uyguladığı resmi "uygarlaştırma" politikalarının ana hedefi Kızılderili geleneklerini ve kabile yaşamını ortadan kaldırmaktı. Oluşacak boşluk elbette Avro-Amerikan kültürel gelenekleriyle doldurulacaktı.

Asimilasyon politikaları dört ana hedefe yönelik olarak gerçekleştiriliyordu. Tarıma dönük bir yaşam biçimini oturtarak avcılığa dayalı, göçebe ve mülkiyet kavramı olmayan yaşam biçimini silmek. Geleneksel giyimtarzını ortadan kaldırarak, yalnızca beyazların giyim tarzını geçerli kılmak. Hristiyanlaştırmak yoluyla Kızılderililerin geleneksel inançlarını silmek. Bütün bunlardan daha da şiddetli olarak uygulanan eğitim yoluyla uygarlaştırmayı ise ayrıca incelemek gerekir.

Dünyanın çeşitli ülkelerinde "American college" ler kurulurken, ABD'de de ülke içine hizmet vermek amacıyla "boarding school"lar ve Kızılderili kolejleri kuruluyordu. Bu asimilasyon okulları fakir kızılderili halkının çocuklarına iyi bir eğitim sağlamak amacının güdüyordu! En tanınmışları olan Pennsylvania'daki Carlisle Kızılderili okulu 1879'da ülkenin dört bir yanından gelen Kızılderili çocuklarını kabul etmeye başladı. Okulun kurucusu Richard Henry Pratt'e sorarsanız, okul rezervasyondan ne kadar uzaksa o kadar iyiydi.

Pratt'in "okulun iyiliği" konusunda koyduğu kriterler tartışmalı olsa gerek. Geronimo'nun teslim olmasından sonra pek çok Apache çocuğu Carlisle'a gönderilmişti. Kısa bir süre sonra, bakımsızlık ve kötü muamele yüzünden çocukların en az elli kadarı bu okulda hayatını kaybetti.

Luther Dinelen Ayı on yaşındayken Carlisle'deki Kızılderili okuluna gidiş macerasını şöyle anlatır: "Beyazların Kızılderili çocuklarını öldürmek dışında ne yapmak istediklerini bilemiyordum, bir okulun ne olduğu konusunda hiç fikrim yoktu. Doğu'ya ölmeye gittiğimi düşündüm... Custer savaşından yalnızca üç yıl sonraydı... Trenimiz istasyonda durduğunda birçok beyazın küçük "vahşileri" karşılamaya geldiğini gördük... Trende büyük çocuklar cesaret vermek için kahramanlık şarkıları söylediler."

Asimilasyon sürecinin ilk adımlarından biri çocuklara yeni isimler vermekti. James Buller (Kasawapamat) 1896'da yedi yaşındayken başına gelenleri hatırlıyor: "Öğretmenler Kızılderili isimlerini telaffuz edemedikleri için hepimize yeni isimler
verdiler. Herkese bir soyadı verdiler, sıra bana geldiğinde benim soyadım Buller oldu... Birer de ilk isim verdiler... Erkeklere İngiliz krallarının, kızlara kraliçelerin isimleri verildi. Böylece ilk ismi aynı olan birçok öğrenci olunca öğretmenler bir de İncil'den alınma orta isimler koydular. Benimki Solomon idi."

Asimilasyon okullarında amaca hizmet eden yöntemlerden biri olarak da spor kullanıldı. Birçok alanda ezilmiş ve dışlanmış olan Kızılderili gençler, kendilerine kazanma olanağı veren spor müsabakalarını çok sevdiler. Yarışma, madalya alma, farklı kıyafetler giyme, beyazların oyununu oynama gibi olanaklara kavuşmuşlardı, ancak farkında olmadan asimilasyon sürecini de hızlandırmış oldular. Üstelik spor yolu da sanıldığı kadar açık değildi. Kızılderili kökenli Jim Thorpe olimpiyatlarda dekatlon şampiyonu olunca, uydurma bir bahaneyle madalyasını geri aldılar.

Hükümetlerin asimilasyon politikalarına direnen birçok Kızılderili de oldu elbette. Geleneksel giyim tarzlarından vazgeçmedikleri için "battaniye Kızılderilileri" diye aşağılanan bu insanlar, bir asır sonra hala sürdürülen bu mücadelenin temsilcisi oldular.

* Atlas Dergisi'nden(06/01) alınmıştır
Ahmet KÖKSAL, yazar