HADES

1. ADI. Yeraltındaki ölüler ülkesinin tanrısı Hades, Aidoneus ve Pluton (zengin) adlarıyla da anılır. "Görünmez" anlamına gelen Hades adı hem tanrının kendisi, hem de egemen olduğu ölüler ülkesi için kullanılır. Hades tanrının bir özelliği kendisini görünmez kılan başlığıdır. Kuzey mitolojilerinde geçen ve Alman masallarında "Tarnkappe" diye anılan bu başlığı Hades'ten başka Athena, Hermes ve Perseus'la Herakles de takmıştır.

2. DOĞUŞU. Hades, Kronos'la Rheia'nın oğludur. Hesiodos doğuşunu şöyle anlatır (Theog. 453 vd.):

Rheia Kronos'un yatağına girince şanlı evlatlar doğurdu ona:
Hestia, Demeter, altın sandallı Hera ve güçlü Hades,
Yerin altında oturan, yüreği acımak nedir bilmeyen tanrı.

Olympos'lular, yani üçüncü kuşak tanrıları egemenliği ele alınca, dünya yetkilerinin paylaşılmasında Hades yeraltını alır (Hoin. İl. XV, 189 vd.):

(Poseidon konuşur):

Dünya üçe bölündü, üçümüz de aldık payımızı,
Kura çekildi, köpüklü deniz düştü bana..
Sisli karanlar ülkesi düştü. Hades'in payına...

Hades ve karısı Persephone amansız, insafsız, yürekleri hiç bir yakarış, hiç bir sunu ya da kurbanla yumuşamayan korkunç tanrılar sayılır. Kendilerinden de, ülkelerinden de tanrılar ve insanlar nefret eder (Theog. 810):

"Tanrılar sevmez o küflü puslu yerleri" der Hesiodos, Homeros da "tanrıların bile tiksindiği çirkef dolu ülke" diye tanımlar Hades'i (İl. XX, 65). Tanrı Hades ise gün ışığının sızmadığı karanlık ülkesinden hiç ayrılmaz, Olympos'lu tanrılar kuşağından olduğu halde, onların arasına karışmaz, şölenlerine katılmaz. Yalnız kendisini Paian tanrıya baktırmak üzere bir kez Olympos'a çıkmak zorunda kalır (İl. V, 395-404).

3. EFSANESİ. Hades üstüne anlatılan tek efsane, Demeter'in kızı Persephone' yi kaçırmasıdır. Mevsim dönümünü, toprağın ve bitkisel doğanın yazın canlanmasını, kışın ölmesini simgeleyen bu efsanede Hades'in rolü, aşık olduğu Persephone'yi kaçırdıktan sonra, bir daha yeryüzüne çıkmasını önlemek için bir nar tanesi yedirmesinden ileri gitmez. İnanışa göre, Hades ülkesinde bir şey ağzına koyan bir daha oradan ayrılamazdı. Kızın kaçırılmasında payı olan Zeus Demeter'in yalvarmaları üzerine kızın altı ay yeraltında, altı ay yeryüzünde kalmasını buyurur.

4. HADES ÜLKESİ. Yunanca "Hadou domos" yani Hades'in evi, konağı deyiminde, domos sözcüğünün düşmesiyle Hades, tanrı Hades'in yönettiği ölüler ülkesinin de adı olmuştur. İlkçağ yazınında yeraltında, ölü ruhların oturduğu tasarlanan karanlıklar ülkesini anlatmayan, canlandırmaya çalışmayan şair ve yazar pek yoktur. Homeros'la başlayan bu gelenek, Latin şiirinde Vergilius Aeneis destanında sürdürülüp en yüksek aşamasına çıkarılmış ve o yoldan ortaçağda Dante'nin büyük eserini etkilemiştir. Yunan mythos'unda canlı oldukları halde Hades'e inip de dönen kahramanlar şunlardır: Odysseus, Orpheus, Theseus ve Herakles. Sonradan Vergilius, Homeros'un Odysseia'sını örnek alarak, Aeneis destanında kahraman Aeneas'ın da yeraltına gidiş ve dönüşünü anlatmıştır (Aen. Vİ), (Ölüler Ülkesi). Hades ülkesinin en kısa tanımlanmasını Hesiodos yapar (Theog. 767 vd.):

Orada yükselir yankılı konağı Güçlü Hades'le korkunç Persephone'nin.
Azgın bir köpek bekler kapısını, amansız, sinsilikler ustası bir köpek,
Girenlere yaltaklanır kuyruğu kulaklarıyla Ama gireni bir daha bırakmaz dışarı,
Pusuda bekleyip paramparça eder çıkmak için kapıya gelenleri.

Bu köpek Kerberos'tur. Hesiodos sonra yeraltı ırmağı Styks'in adını da sayar, ne var ki Hades'le Tartaros'u bir tutar ve geceyle gündüzün, ölümle uykunun bulundukları bu karanlık ülkesini Hades'i anlattığından daha canlı renklerle anlatır.

Odysseia'daki Hades anlatımı:

Homeros'un Hades anlatımı ilkçağ yazınının ilki ve en canlısıdır. Uzun bir süre büyücü Kirke tanrıçanın adasında kaldıktan sonra, Odysseus artık ithake'ye nasıl varabileceğini yeraltı ülkesinde bulunan bilici Teiresias'a sormak ister, Kirke de ona Hades ülkesine gitmenin yolunu gösterir (Od. X, 512 vd.):

Geçtiğin zaman Okeanos'u gemimle, orada Alçak Kıyı var ve
Persephone'nin koruluğu, uzun uzun kavaklar göreceksin, kısır söğütler,
Derin anaforlu Okeanos'un kıyısında çek karaya gemini,
Sonra çık yola, Hades bataklarına doğru,
Orada Akberon, Pyriphkgeton ve Kokytos akar,
Styks'ten gelen sular da dökülür oraya.

Kirke'nin saydığı bu dört yeraltı ırmağına bir de Lethe katılır. Odysseus, Kirke'nin dediği gibi gemisiyle bütün bir gün gittikten sonra (Od.o XI, 8 vd.):

Güneş batarken ve kararırken tekmil yollar,
Vardık sınırlarına derin akışlı Okeanos'un,
Oradadır Kimmer'lerin ülkesi ve kenti,
Oldum olası bol sisle ve bulutlarla örtülü,
Parlak güneş onları ışınlarıyla göremez hiç bir vakit,
Ne yükseldiği vakit yıldızlı göğe, ne de gökten toprağa döndüğü vakit.
Öylece serili durur bir uğursuz gece bu zavallı ölülerin üstünde.

Dünyanın kuzeybatı ucunda bulunduğu sanılan Hades ülkesinin ancak kapılarına varır Odysseus ve orada Kirke'nin buyruğuna uyarak bir çukur kazar, içine ballı süt, tatlı şarap, su ve un döker ve kurbanlar kesip kanlarını çukura damlatır, işte o sırada ölülerin ruhları büyük bir kalabalık halinde kan içmeye gelirler. Teiresias kan içtikten ve Odysseus'a geleceği açıkladıktan sonradır ki, öbür ruhlar da kandan paylarını alırlar. Bu Hades anlatımı --daha doğrusu bu kan içme töreni-- başka hiç bir metinde söz konusu edilmediğine göre, Homeros'ta izi kalmış çok eski ve ilkel bir yeraltı tasarısının kalıntısı olsa gerek.